zelal

22/4/2009 - aşk-ı bereketlim'e...

Suskunluğuna gömdüğü yüzüydü sabahına varan, çıplaklığından dökülen kansıcak ter damlasıydı. Düşünden onu acımasızca uyandıran anlamsız bakışları, hadi git deyişi gibiydi güneşin yağmura ve bağıra çağıra kovuşuydu suskunluğu… Soluğu ise bir yudum suydu harına yüreğinin. Koşar adım kaçarken bağrından yakalayıp tutandı…

 

Bölük bölük düşlerden uyanamamıştı, yönler kırılıyor ve her gel sesi bulanık beyninde emre aksediyordu… Giden ayak sesleriydi, gelenlerin gidişiydi gürültünün anlamı. Büyüyen bir ürpertiye kesiyor teninin ıssızlığı, güneş kasıp kavuruyorken teriyle beslediği bir çınarın koynunda soğuyor teni… Yağıyor usul usul karanlık…

 

Islak ruhuna bakamıyordu günlerdir, Gördüğü çavlanlı bir nehir, gök gürültüsü bir çağlayandı… ne kadar yanaşsa da kıyısına, sesinin kulaklarına ulaşamadığı… ki, sesinden kaçtığı…

 

Bilmediği bir dilde dökülüyordu yaşam özüne, anasütünden kesildiğinden beri hücrelerine yaşam akmıyordu, kaç kez oturmuştu yeryüzü sofrasına ve kaç kez doymadan kaldırılmıştı, sayamamıştı…

 

Acının adı ve yoklaşmanın anlamı… kapkara, ağır ve amansız acımasız bir mengenenin yüreğini kıskıvrak sıkıştırıp kanatmasıydı acının adı ve tutamadığında alıp saklayamadığında aşkı bereketlisini,  aklını yitirmeler oldu yoklaşmaların adı… göğün rengi değişmiş ve gününün payına düşen adı Tanrı’da gizli bir rengi keşfe yol almak olmuştu,

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/9/2008 - BİR SU YILI

            Bir su yılı

Bir su yılı denebilirdi geldi geçti
Üstünde durmuyorum.
Terledim, bulanık baktım.
Ne varsa kendili
ğindendi
Hemen hemen evden çıkmadım.

Sanki avuçlarımda sürekli
Yıkanmı
ş, tabağa konmuş bir meyvenin ellenmişliği,
Ola ki makyajı bir oyuncunun, karı
şş gözyaşlarına
Yeni kireçlenmi
ş bir duvarın kireci
Avuçlarımda sürekli…
Bir su yılı denebilirdi üstünde durmuyorum
Kalmı
şsa kalmıştır bir çomak gibi
Kuru
Artık kullanılmayan bir demiryolu
Kararmı
ş, kırık dökük
Üstünde bir yük vagonu.

Mavi bir araba kapımın önünde

Bütün yıl

Bir su yılı
Kapısını kimse açmadı 

Açıp kapamadı hiç kimse

Aslında mavi de sayılmazdı pek

Balkıyıp duruyordu kırmızı bir şakayığın renginde

Yani sabah güneşlerini denizde
Günbatımını denizde
Severek ya
şayan bir balık da denebilirdi ona
Çünkü dü
şler gerçekle
Gerçekler dü
şle
Anlayınca bir gün bulu
ştuğunu
Geçirir her günceye kısa bir yolculu
ğu
Ama bir takı eksik gibidir bir sözcükte
Dama
ğın dudağın alışkanlığına karşı
Kalbin atı
şlarıyla çok uyumlu bir de.

Hadi anlat deseler anlatamam

Bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi
Yani bir kunduzu kar
şıdan karşıya yüzdüren sezgi
Nedir ben bilemem ki
Belki bir rastlantıdır da ondan mı sevdanın yeri
En yakın yeri
En uzak yeri
Bitmeyen yeri
Bitecek yeri
Fark edilmez zaten anla
şılmış sevdanın
Anla
şılmaz sevda ile bütün ekleri.

Gözlerim sevdim seni
Köklerim gözlerimin
Suyunu benden içen ıssız bir kasaba gibi..

Edip Cansever

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/7/2008 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/7/2008 - GÜN TUTUŞUR


gün tutuşur canım gece tutuşur
yangınlarda tutsak canlar tutuşur

gülüm toprak olur yele karışır
yürür gelir canlar yollar tutuşur

sivas ellerinde sazım tutuşur
söz tutuşur canım türkü tutuşur

teller bizi söyler diller yarışır
özgürlüğü yazan kalem tutuşur

canlar can olurda eller tutuşur
dost evinde canım sevda tutuşur

pir sultanlar ölmez binler yetişir
akar gelir canlar tarih tutuşur.

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/7/2008 - SİVAS

Yumrukluyorum kara gecenin bedenini ellerim kan içinde ,
Nehirler taşmış yanaklarımda 37 can....
37 Gül çatlamış susuzluktan Sivas'ın içinde,
Nasıl Uyku Tutar Gözlerimi...
Döne Döne semaha duranlar tutuştu önce
Sonra Türküler..!!!
Sonrada şiir çığlıksız düştü türkülerin yanı başına,
Sivas.. Sivas..
Yiğitlikmidir emanet cana kıymak
Yiğitlikmidir bir tutam ışığı kör bıçakla koparıp
Karanlığa Kurban etmek..
Söyleyin hangi kitapta vardır.. elleri kolları bağlıya kıymak,
Varmıdır kardelen akımına bir avuç inciyi ateşte tutmak,
Böyle garip düştüğüme bakma..
Böyle mahsun durduğuma bakma
Varsın ateşim suskunlukla beslensin benimde yüreğim...
Gençliğimi almış yanına yürür dimdik
Senin de dağların var sivas senin de dağların..
Dağlarında şahanların..!!!
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/6/2008 - milyon kere ayten

MİLYON KERE AYTEN (51120 Hit)

Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
Oh ne iyi
Ayten'li içkiler içip
Sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi
Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun

 
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/3/2008 - BİZ KARDEŞ DEĞİLİZ

Tanrının bıraktığı yerden biz başlayalım
Üç milyar insanın yarısını sen öldür yarısını ben
Üç kişi kalsak yetişir yeryüzünde
Yaklaş bana
Seninle kardeş değiliz

Hüzünle karışık sevinçlerinden kurtul artık
Arzuların o belli belirsiz sıcaklığını sev
Biliyorsun
Önce Tanrı insanı yarattı
Sonra insan sevgiyi
Ne yapsak boş
Ne kadar çabalasak faydasız
Geriye dönemeyiz
Olanlar oldun iş işten geçti
Çamurumuza sevgi karışmış bi kere

Kim bu şarkıları söyleyen
Karcığar faslından düm tek üzere
Aklım bir yere erişti durdu
Susun
Şimdi üçgenlerle oynuyorum
Kaldırın bu daireleri
Bir model kız geldi soyundu karşımda
Saçlarından üç fırça yaptım
Üç tüp boyam vardı
Veronez yeşili zümrüt yeşili krom yeşili
Hepsini kattım birbirine
Senin yeşilini buldum
Senin yeşilinde orkestralar Debussy'den çalıyordu
Senin yeşilinde unuttum siyahlığımı

Bu deli eden uğultu nerden geliyor
Kim kırdı bu aynaları
Toplayın yüzümüzü görelim
Çirkin değiliz artık
Bir kapı açıldı önümüzde ölümsüzlüğe
Güzeliz
Sabahlar bizimle dolu
Işık diyordun al işte
Kör kuyular kadar ışıdı yeryüzü
Renk diyordun al işte bak
Çarşılar dolusu kırmızı
Süt beyazından geceler
Sarı güneşler ortasında turuncu bir gün
Yitirilmiş saadetlerin bahçesinde mor çiçekler

Kardeş değiliz diyorum inanmıyorsun
Yalan bunca faziletler yalan
Bizi bu ciğeri beş para etmez insanlar mahvediyor
Aldırma diyorum sana
Dünya ikimiz için yaratıldı
Üç milyar insan iş olsun diye geldi yeryüzüne

Verdiğin her kederin yüreğimde yeri var
Hangi kitabı açtıysam seni okudum yıllardır
Hangi aynaya baktıysam seni gördüm
Gel desen gelemem
Git desen gidemem
Öl desen kanım akmaz
Anladım artık seni sevmek yüce bir şey
Anladım seni sevmek Tanrı'ya yaklaşmak gibi

İnsanlar içinde bir sana inandım
Bir seni sevdim kendimden başka
Uykularımın bölündüğü saatlerde
Sendin düşündüğüm soluk soluk
Sivri bıçaklar gibiydin karanlığımda
Gözümü yumsam seni görüyordum
Oynak türkülere benziyen yürüyüşünle
Sen çıkıyordun karşıma
Karanlığımda
İki yıldızdı ellerin görülmedik
Karanlığımda
Bir orman yangınıydı dudakların

İstesen hayat verirdim bu karanlıklara
İstesen gökyüzünü bir mendil gibi yırtardım
Denizlerden göllerden nehirlerden
Sana görmediğin renkler yaratırdım
Zamanın ötesinde
Yeni bir dünya kurardım sana
İnsansız Tanrısız kedersiz
Severdin
Dağ rüzgarlarının serinliğince
Yaşardın
Bu sefil dünyamızdan uzak

Bir yanıp bir sönen ışıklar gibiyim
Yumruk kadar yüreğimde sen varsın
Kutsal kederler içinde seninleyim artık
Sarı badanalı evlerde başbaşayız
Bütün duvarlara gölgen vurmuş
Kokun sinmiş bütün perdelere
Kapılarda parmakların beyaz beyaz
Sokaklarda ayaklarının izi
Ben bu sokaklarda ölsem
Kaldırımlar çekmez ağırlığımı
Söylesem aşkımı asırlar boyunca
Bu iki yüzlü insanlar anlamaz beni

Desem ki yeryüzüne beş peygamber geldi
Beşincisi sensin
Desem ki iki kişi kaldık dünyada
İkincisi sensin
Desem ki birisi var yeri göğü var eden
O da sen olurdun
Sana tapmak için
Kilden bir heykel yapardım güzelliğince
Bilsem ki sen Tanrı'dan iyisin
Bilsem ki Tanrı senden güzel değil

Senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
Nasıl duruyor boşluğunda arzuların anlamıyorum
Nasıl nasıl bakıyor bana
Böyle merhametten uzak
Git diyorsun
Nereye gideyim
Ümitlerim ne olacak
Bunca şiirleri kim söyleyecek sana
Kim anlatacak dünyaya sığmayan güzelliğini

Gitmek mümkün olsa da gitsem uzaklara
Sevmesem seni bir daha
Paramparça etsem yüreğimi cam gibi
Sonra yaksam
Savursam küllerini karlı dağlardan açık denizlerden
Yine seni severdim toz toz
Yine sana tapardım küllerin ağırlığınca

Bu oksijen gazı olmasa da olurdu
Ama Beeşoven gelmeseydi dünyaya
Seni bu kadar sevemezdim
İkimizin ortasında o duruyor
Sağımızda birinci keman
Solumuzda ikinci keman
Karşımızda üçüncü keman
Sonra orglar flütler kontrbaslar
Sustur şu orkestrayı Beeşoven
Şimdi dokuzuncu senfoninin sırası mı

Bunca yalnızlıklar bunca yoksulluklar benim işim değil
Bu çirkinliği ben yaratmadım
Ne de bu kahpe güzellikleri
Bende sevmediğin ne varsa senden türedi
Şu karanlık bakışlar
Şu ellerin pisliği
Şu dudaklarımdan çıkan iğrenç sözler
Besbelli senin eserin
Ne buldumsa sende buldum kötülükten yana
Ne öğrendimse senden öğrendim
Seni sevdikten sonra başladım yaşamağa

Seni Tanrı yarattıysa beni kim yarattı
Bu azabı kim verdi bana
Çıngıraklı yılanların zehrini içtim
Balinaların kusmuklarını
Kükürt kokulu imkansızlıklar içindeyim
Oysa güzeldim tarihin ilk çağlarında
Görsen şaşardın
Öyle aydınlıktım
Öyle iyiydim
Kobalt mavileriylr doluydu yüreğim
Kurşun beyazlarıyla
Severdin beni
Midye kabuklarının yeşilliğince

Sonunda dediğim çıktı işte
Samanyolundan bir yıldız düştü dünyaya
Sinekler gibi eziliverdi insanlar
Her şey bir anda olup bitti
Yapayalnız kaldık
Ne radyo-aktivite ne mantar şeklinde bulutlar
Ne yaşamak sevinci ne ölüm korkusu
Sonunda üç kişi kaldık dünyada
Sen
Ben
Bir de Jiro'nun Lesko'su

Yine bana bakarken yüzün kızarıyor
Toplum kurallarından kurtulamadın daha
Bütün çayırlar bomboş
Görmüyor musun
Al başını dağlara çık
Avaz avaz şarkı söyle sokaklarda
Bir kibrit çak
Bütün evler yansın
Yüzbin yılın öcünü al bu şerefsiz dünyadan
Sonra kaldır kendini denize at
Biraz serinle
Sevebildiğim kadar insanım ben
On gram arsenik yeter canıma
Beni düşünme

Uzan Mistral rüzgarlarının üzerine
Nünbüs bulutlar geliyor kaç
Uykumuz bölündü çırılçıplağız
Kum fırtınaları başladı
Çin seddinin ötesinde
Gölgemizi bir Asya şehrinde unuttuk
Taklamakan çöllerinde kaldı rüyalarımız
Haydi git
Yok olduk iki olduğumuz yerde
Haydi git
Bir kalırsak yine var olacağız

.

Ümit Yaşar Oğuzcan

.

Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
9,8
(14 kişi)

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/12/2007 - AŞKLA SANA

AŞKLA SANA
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun

söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor

bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım

beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni

akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir

yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/9/2007 - PENCEREYİ KAPAMA

pencereyi kapama
gök dolabilir içeri
sen neyi görebilirsin
ıslak bir bulutun ağışını mı

pencereyi kapama
kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin
kırık bir dalın yükünü mü

Pencereyi aç
soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu
Kokusu hayatı yıkasın diye

Pencereyi aç
sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
Yürek kendini tanır


Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/9/2007 - zelal6

Kurşun kalemle yazılmış meğer sevdalar yüreklere.  Tutup içimden atamam zannettiğin düşlerin; küçük bir çocuğun masmavi önlüğünün cebinde taşıdığı bir kurşun kalemle yazılmış yüreğime…

 

Çocukluğumuzdan kalma kalemler ve o hep özendiğimiz gül kokulu silgiler… Saklamasaydım keşke önlüğümün cebinde kalemlerimi… Ya da birileri silgilerini saklamasaydı yüreğimdeki düşleri silmek için. Silgiler artık gül kokmuyor çünkü yüreğimden sildikleri düşlerimden kalan düşsüzlüklerim kokuyor. Kokusu ağır ve acı veriyor, bilmiyorlar…

 

Neler anlatmışım, neler yazmışım çocukluğum kokan kalemlerle, cebinde silgi taşıyan yüreklere. Çocukken sildiklerimiz acıtmazdı yüreğimizi, silgiden arta kalan sadece silginin gül kokulu tozları olurdu ve üfleyiverirdik, nereye savrulacağını düşünmeden… Şimdi yüreğimden geçen silginin tozlarında kaldı düşlerim ve öylece üfleyiverdiler hiç düşünmeden nereye savuracaklarını acılarımı. 

 

Silgi tozlarıyla karanlık sokaklara savurdukları düşlerim var şimdi.

 

Ve artık yüreklerinde sakladıkları silgilerde gül kokusu yok, bilmiyorlar

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

zelal

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
hatunca.net

Arkadaşlarım

zarence
makarenko
mektubat
hectormusa
han573
aysecikkk
uvercinkaa
yolcuzal
okuloncesianaokulu
    <%RecentEntryTitle%>